En baştan şunu belirteyim, yazının içinde gittiğim gördüğüm yerleri öneriyorum diye yazmadım. Ben o an beğenmişimdir ama sen gittiğinde farklı bir muamele, farklı bir lezzetle karşılaşabilirsin. Genelde iyi olabilir ama sırf ben öneriyorum diye gitmeyebilirsin.

Amsterdam gezisi için öncelikle her gezginin yaptığı gibi, nereler gezilir, gezerken nelere dikkat etmeliyiz, ulaşımı nasıl, havası nasıl gibi onlarca soruya cevap için araştırma yaptık. Maşallah o kadar çok kişi Amsterdam gezisi yazmış ki, bizimki de onlardan biri olsun bari. Sonuç olarak her tecrübe, her yazı bir başkası için yine bir yol gösterici olabilir.

Biz 2 aile gittik, çocuklu aileleriz ama 3 gün sıkı sıkıya gezeceğimiz için küçük çocukları Türkiye’de bıraktık. Yanlış anlaşılmasın, götürmeme taraftarı değilim ama günde 10 saat gezmeye hiç bir çocuk bu kadar dayanamaz.

Amsterdam gezisinde herhangi bir tur satın almadık ama ETS’nin vize, uçak ve otel hizmetinden yararlandık. Gerçekten kolaylık sağlıyorlar. Pasaport 1 haftada, vize de 10 günde çıktı, bir sorun yaşamadık. Yalnız vize işlemlerinin tamamlamak için Ankara’ya gitmek zorunda kaldık.

Antalya’dan direk uçuş olmadığı için, İstanbul aktarmalı Atlas Global ile uçtuk. Toplamda 3 saat süren güzel bir yolculuktu, herhangi şikayetimiz olmadı. 3 saatlik kısa süre denebilecek seyahat için uçak menümüz hoşuma gitti.

Menü içeriği: Tavuk salatası, peynir tabağı, patates püreli köfte ve profiterol.

Amsterdam Schiphol Havalimanı, beni gerçekten büyüledi, hem çok büyük hem işleyişi çok güzel, hem de temiz ve bakımlı bir havalimanıydı. Yani kısaca Avrupa kendisini göstermeye başladı.

Uçaktan inince pasaport kuyruğunda bir ayrım söz konusu, yani AB ülke vatandaşları ayrı, Other (Diğer ülkeler) vatandaşlar ayrıydı. İki tarafın sıra sayısı hemen hemen aynı ama tek fark, bizim pasaportlara polis bakıyor, AB ülkelerinin vatandaşları, pasaportlarını bir makineye okutuyor ve sorgu sual olmadan geçiyor. Bizimki ise pasaport polisinin kontrolünden geçiyor, olmazsa olmaz gıcıklığı her zaman tutabiliyor. Bu arada Pasaport Polislerinin duygusuz olması sadece Türkiye’ye has bir durum değilmiş, geneli böyle. Her şey pasaportta yazmasına rağmen kaç gün kalacaksınız diye saçma sapan sorabiliyor. Ya zaten senin ülken ne kadar kalabileceğimi oraya işlemiş değil mi, Onayla geç, ne oyalıyorsun?

Havalimanında ETS‘nin bir görevlisi bizi karşıladı ve hemen son model bir arabayla Corendon Vitality oteline getirdi. Bu otel Amsterdam meydanına bir 15 km kadar uzakta ama gerçekten sessiz, sakin ve doğanın içinde olması çok önemli. Bence 4 yıldız değil 5 yıldızı hak ediyor (Avrupa’da yıldız işleyişi nasıl bilmiyorum ama TR’ye göre 5 yıldız olabilir)

Otele kayıt ve yerleşmek için için illa bir resepsiyona veya görevliye ihtiyacınız yok, girişteki bilgisayarlardan kişisel bilgilerinizi giriyorsunuz, hemen yanındaki oda kartını sisteme okutunca her şey bitiyor, sonra bavulu alıp odaya çıkabilirsiniz. Harika değil mi?

Üstümüzü değiştirip hemen kendimizi dışarı atmak istedik. Bu arada Amsterdam’da hava 17-20 derece arasındaydı (Haziran ayında) gece ise daha soğuk. Antalya’dan gelen birisi için bence bir sorun yok, hatta gezme için bu sıcaklık çok iyi olur. Otel yakın bir tramvay hattından Amsterdam Meydanına 15 dk da gidiyorsunuz.

Kısa kısa notlar alarak ilerleyeyim.

1. Ben hayatımda bu kadar bisiklet kullanan bir toplum görmedim, küçüğünden büyüğüne, gencinden yaşlısına hepsi maşallah sürekli bisiklet üstünde. Sadece gezmek için veya alışveriş için değil, işe bile gidiyorlar. Zaten şehrin her yerinde mutlaka bisiklet yolu var, hem de geniş geniş, böyle olunca hızlı da kullanıyorlar ve nasıl kaza yapmıyorlar anlamadım. Şehirde inanılmaz büyüklükte bisiklet otoparkları var. Bisiklet kiralama ofisleri de oldukça yaygın. Biz 2 bisikleti 2 saatliğine 20 Euro’ya kiraladık.

2. Yeme – içme konusunda biraz hüsrana uğradım diyebilirim. Buraya özgü hiç bir yemek yok (Sadece Amsterdam merkezde gezdiğimiz için de olabilir) . Hangi lokantaya baksanız, ya Meksika mutfağı, ya Arjantin mutfağı, ya da başka bir ülkenin… Kardeşim buraya özgü bir şey yok mu? Vallahi yok. Sandviç falan var ama bunun neresi yöresel? Yalnız diğer ülkelerin mutfağı hakikaten güzel. Mesela gözün kapalı bir restorana gir, İtalyan Pizzası iste, hakikaten İtalyan Pizzası geliyor, biz dört peynirli bir pizza istedik, sanırsın içeride İtalyan usta var, ona göre de bir fırın var, öyle yapılıp geliyor. Amsterdam’a özgü en güzel şey peynirin olması, bak buna bir şey diyemem. İstemediğin kadar peynir çeşidi mevcut ve her caddede sırf bunu saten dükkanlar var. Almak istediğin peyniri önceden deniyorsun ve sonra almak istersen alıyorsun. Dükkan sahibi, önce tadına bak beğenirsen al diyor.

3. Amsterdam gerçekten pahalı bir şehir, ona göre gelin derim. Zaten 1 Euro 3.3 TL olunca bu size daha da pahalı gelebilir. Bu pahalılık tamamen turistik olmayla alakalı bir durum. Mesela Antalya’ya Side’ye veya Alanya’ya gelin, buradaki esnaf da turistlere fazla fiyat çıkarıyor. Amsterdam’da 0.5 ml küçük su 2 Euro olur mu diye sürekli söylenebilirsiniz ama yapacak bir şey yok. İki hamburgere içecekler dahil olmadan, 30 Euro verdik. Müzeler, kanal gezileri, ulaşım her şeyin ücreti 1-2 tık üstte. Bu şekilde pahalı olunca millet karnını doyurmak için her 10 metrede bir patates kızartmacıları görebilirsiniz. Önünde kuyruk oluşturmuşlar. Nedir bu diye sorarsanız bildiğin patates kızartması, fazladan üzerine eritme peynir ekliyor. 2-3 kişi 5 Euro’ya doyuyor.

4. İnsanları çok saygılı, yardımsever, nasıl giyindiğin, nasıl takıldığın umurlarında bile değil, çok rahatlar, o kadar rahatlar ki anlatamam. Yaşamaktan zevk alıyorlar. Giyimleri kuşamları hep dengeli, sanırsın herkesin evinde bir modacı var, seni giydiriyor sokağa öyle salıyor. Zaten bizim istediğimiz de rahatlık olduğuna göre, hiç kimseyi sallamadan istediğin gibi davranabiliyorsun.

5. Şehir mimarisini en kısa yoldan tarif etmem gerekirse, hangi sokağa girsen, yahu bu nasıl bir bina tasarımı diye kendini alamıyorsun. Bir de bu tarz yapının olmadığı bir yer yok, başın sürekli yukarıda öyle geziyorsun.

6. Şehir su üstüne kurulmuş, eski bir balıkçı köyü olduğu için zamanla bir ticaret alanına dönüşmüş. Şehrin en büyük esprisi kanallar zaten. Bir kanal gezisi ile doyuma ulaşıyorsunuz. Tekne ile yaklaşık 1 saatlik gezi sayesinde, şehrin hemen her yanını görebilirsiniz. Bol bol fotoğraf çekmek için harika bir fırsat.

7. Tünel gezisinde dikkatimi çeken başka şey, sokaklarda evlerin önünde her 10-20 metrede şarj istasyonu var. Bu kadar elektrikli arabanın varlığı şaşırttı beni.

8. Şehir müzelerden geçilmiyor, her yer müze. Biz Stedelijk ve Rijksmuseum müzesini gezdik. Zaten Rijksmuseum müzesi en az 10 müze gücünde diyebilirim. Çok katlı ve çok çeşitli, hayran kaldım, bir daha gidip daha detaylı incelemek isterim. Zaten müzeler birbirine yakın olduğu için rahatlıkla birinden çıkıp ötekine girebiliyorsunuz. Rahatlığı sadece birbirine yakın olması, yoksa girişlerde öyle bir sıra var ki, sanırsınız ekmek dağıtıyorlar. Yine yakın olan Heineken Bira Fabrikasını gezdik, bira yapım aşamalarını birebir canlı olarak inceleyebiliyorsunuz. Hatta simülasyon ile daha eğlenceli olabiliyor. En sonunda daha taze çıkmış bir birayı tattırıyorlar. Müze girişleri 10 ile 20 Euro arasında değişiyor. Fabrika giriş ücretleri de kişi başı 17.5 Euro.

9. Bu kadar bina olmakla birlikte bir o kadar da yeşil alan mevcut. Bunun için en ideal yer yine merkezdeki Vondelpark. Hani Hobbitlerin filmindeki yeşil alan varya, aynısı burada da var. Zaten yürüyerek kesinlike bitiremezsin, yine en güzeli, alacaksın bisikleti sür sürebildiğin kadar, yorulduğunda yeşilliğe otur piknik yap o derece güzel ve büyük.

10. Her yönüyle sizi mutlu edecek bir şehir, müze istiyorsanız müze, yeşillik istiyorsanız park alanları, müzik istiyorsanız sokak müzisyenleri. Sokak müzisyenleri demişken, son günümüzde sokak festivalleri yapılıyordu, ona denk geldik. Bir sokağı komple kapatmışlar 3-4 yerde farklı dj grubu, yine 3-4 farklı yerde kendi işini icra eden müzisyenler vardı ve hepsi gerçekten kaliteli çalıyorlardı. Bizim için dönmeden önce güzel bir deneyim oldu.

Yazıyı paylaşabilirsiniz.Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn