Booking yazımda belirttiğim aynı senaryolar Uber’in de başına sarılacak anlaşılan. Şimdiden belirtiyorum ne Booking’in ne de Uber’in muhasebeciliğini yapıyorum, benim gözlemlerim beyanlar ve işleyişler üzerinedir.

Uber, 70 milyar dolar değerlemeye doğru giden, 2009’da San Francisco – Kaliforniya kurulmuş bir şirket. Türkiye’ye ise 2014 yılında geldi. İlk kullanan ve hafif lansman tadında Sinan Güler olmuştu.

Bununla birlikte, daha İlk kullananlardan şöyle yorumlar gelmeye başladı.

Müşterinin paralısını bekleyen, kısa mesafe gitmeyen, yolu bilerek uzatan, para üstü vermeyen, klima açmayan muameleden sonra, tam tersi bir hizmet görmek ne güzel değil mi?

Açıkçası taksicileri mobil teknoloji ile tanıştıran Yandex Haritalar ve Bitaksi oldu. Bütün bu teknoloji, kendilerine daha fazla müşteri bulmaya çalışan, “abi bir tarif edebilir misin” demeden harita ile yolu bulabilen nimetler olunca sorun yoktu. Ta ki, Uber gibi büyük pay kapmaya gelen başka mahallenin oyuncusu gelince işler değişti. Uber’de mobil teknolojiyi kullanarak taşımacılık yapıyorlardı ama kendilerine bir faydası yoktu.

İlk olarak geçen sene Aralık ayında, Uber araçlarının trafik polisi tarafından bağlandığı ve bu hizmeti kullanan kişilere bile para cezası kesildiğine dair haberler çıktı. Uber’i kullanan kişilere para cezası kesilmesini savunan Birleşik Taksi Şoförleri Derneği Başkanı Hüseyin Duman, 4 ayda 912 aracın bağlandığını söyledi. Bunun üzerine Uber Türkiye, resmi bir açıklama yaparak, bağlanan araçların kendi araçları olmadığını, lisanslı olarak hizmet verdiklerini ve vergilerini ödediklerini beyan ettiler. Yazımın başında belirttiğim gibi bu kadar büyük bir şirketin lisanssız ve vergi vermeden hizmet vermesi zaten mümkün değil.

Artık çekişme başlamıştı. Uber’in Türkiye’de yaşadığı bu tarz olaylar sadece buraya has bir durum olmayıp, dünyanın her yerinde benzer şeyler yaşadı. Kiminle başa çıktı, kiminde çekildi, kiminde de yerel bir firmayla anlaşıp bu şekilde faaliyetine devam etti. Sonuç olarak Uber, semt pazarında kendine basit bir tezgah değil, en büyük metropollerde, büyük paraların döndüğü bir alanda kendine yer bulmaya çalışmıştı. Bu o kadar da kolay olmayacak.

Daha sonra İstanbul Taksi Sahipleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Fahrettin Can, “Biz ülkemizde paralel polis, paralel savcı duymuştuk ama paralel taksicilik olacağı aklımıza gelmemişti. Bunlar tıpkı FETÖ örgütü gibi” açıklaması yaptı. Türkiye’de son yıllarda birilerin, kurumların ayağını kaydırmak için uydurulan en berbat tespit bu. Bunun benzerini Booking için, Anı Tur’un patronu Veli Çilsal, “3-5 evi olanlar dahi booking.com üzerinden pazarlama yapıyor. Denetim yok. Terörün arkasında Booking.com rezervasyonları var” demişti.

Anladığım kadarıyla bu atışmalar devam edecek. Vergi konusuna gelirsek, Uber sürekli ve devamlı olarak ilgili belediye/bakanlıktan lisans aldıklarını ve vergi ödediklerini beyan ediyor. Bu saydığı kurumlar şimdiye kadar aksini gösteren bir açıklama yapmadılar. En ufak şahıs şirketi bile açsanız en ufak bir ticari alış verişte hemen vergisini vermeniz gerekiyor. Yine aynı şekilde Belediye ve Bakanlıktan ihale alsanız ödeme almak için vergi borcunuzun olmaması gerekiyor.

Vergiye tabi olup vergi kaçırmak ayrı bir olay, hiç vergi vermiyor demek bambaşka bir olay. Sadece Uber değil, büyük şirketler de vergi kaçırmak ve haksız rekabetten dolayı bir sürü ceza yiyor. Yakın zamanda Google, sırf bu yüzden 300 Milyon TL’lik ceza yedi. Haksız rekabet yaratıyorsa, vergi kaçırıyorsa elbette soruşturulsun ve dava konusu olsun.

Sonuç olarak bu rekabet, her zaman biz kullanıcılara yarayacaktır. Taksicilere tavsiyem, ipe sapa gelmez, iddiasını destekleyemedikleri şeyleri bir kenara koyup, ben nasıl daha çok müşteri kazanırım, işimi nasıl daha iyi yaparım diye kafa yorsunlar.

Yazıyı paylaşabilirsiniz.Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn