Dün WordPress’in 4.9 sürümü yayınlandı. Bu sürüme “Tipton” ismi verilmiş. Tipton, 1914-1989 yılları arasında yaşayan Billy Tipton isimli bir Caz müzik sanatçısı. Bu ara hep Caz’dan gidiyorlar. Bir önceki 4.8 sürüme de William John Evans‘ın ismini vermişlerdi.

Son sürümün başlığını aynen yayınlıyorum “Büyük özelleştirici iyileştirmeleri ve kod hata düzeltmeleri” . Başlıkta, arayüz tasarımına büyük önem verilmiş. İçeriğini kısaca anlatmak gerekirse:

1. Site tasarımını özelleştirirken bunu taslak olarak kaydedip, ileride istediğimiz zaman aktif hale getirebiliyoruz.

2. Site tasarım değişikliklerinde, bu değişikliklerle ilgili kullanıcılardan geri bildirim alabileceğiniz bağlantılar oluşturuyor.

3. Aynı arayüz üzerinde 2 tasarımcı birden çalışabiliyor ve birbiriyle kesişmiyor.

4. Arayüz tasarım değişikliğinde, bilgisayar başından kalktığınızda, kapatmadan önce değişikliği isteyip istemediğimizi soracakmış.

İlk bakışta güzel özellikler gibi geliyor ama kullanıcıların istediği şeylerde öncelik bunlar değil. Çok az kodlama ve tasarım bilen birisi, kendisine blog veya bir web sayfası açacak diyelim. Bunun için sıfırdan tema yapması mümkün değil (niye?). Yapacağı tek şey, Themeforest gibi, tema konusunda pazarın çok yüksek kısmını ele geçirmiş havuz sistemine bir bakacak. Çok güzel web sayfaları, harika geçiş animasyonları, hiç hata vermeyen %100 stabil çalışan formlar ve sayfalar… Hepsi birer kuyumcu camekanı gibi parlıyor.

İşin bu kısmı, bol bol satış yapıp para kazanmak olabilir bunu anlıyorum. Benim derdim Themeforest‘in piyasayı domine ederken, güzelleştirmesini beklemek değil, WordPress’in neden müdahale etmediği. Bir tema satın aldınız diyelim. Tema ile birlikte bir ton özellik beraberinde geliyor. Bunlardan sadece sizin işinize yarayacak kısmı almaya çalışırken, sayfalar kayıyor, animasyonlar değişiyor, kısaca sayfa birden kuşa dönüyor, neden?

Çünkü temayı yapan kişi, site içeriğine girdiği kadarı için bir tasarım çalışması yapmış. Yani, Slider’in altını 3 bölüm yapmış, ikonları üste koymuş, ve 4 satır yazı yazmış. Sen 5 satır yap, 4 ikon koy, sonuç hüsran 🙂 Temayı yapan kişi, eklenti kullanmış bu eklentiler için belli bir lisans ödüyor (Her şey gösteri dünyasına uygun). Temayı alan kişi 49$’ı verdim, her şeye sahip oldum gibi düşündüğü için, ya aynen eklentilere ücret verecek, ya da ücretsiz olanlara eğilecek.

Kendince kestin, biçtin, ücretsiz eklenti buldun, Türkçeleştirdikten sonra bir baktın, aldığın tema ile ortaya çıkan şey bambaşka. Hani restorana gidince menüdeki ile tabağına gelen farklı olur ya, aynı cinsten. Bu sefer tema sahibine mesaj atıyorsun, bu niye böyle oldu falan filan. Adam işine gelirse cevap veriyor. En fazla 1-2 yıl sonra da tema desteğini tamamıyla kesiyor. Sonra sen soluğu uzman birine gidip işi teslime ediyorsun. Temayı ucuza aldım, bu site yapmak baya kolay işmiş yahu dediğine bin pişman oluyorsun.

Sözün özü, WordPress geliştiricilerin, bu saçma durumun farkında olmadıklarını zannetmiyorum. Konu daha çok, WordPress’in hitap ettiği kesimi kestirmek gerekiyor. Satış ve pazarlama için her şey çok basit algısı yaratılıyor ama işin içine girince hiç de öyle istediğin şeyi istediğin gibi yerleştiremiyorsun. Bu durumda ya parası olan teknik yardım alarak tamamlıyor, ya da parası olmayan yaptığı işi ortada bırakıyor.

Bu karmaşıklık devam ettiği sürece, bir platform olarak interneti yutmak isteyen Google ve Facebook gibi sistemlerin ekmeğine yağ süremeye devam edecek.

Yazıyı paylaşabilirsiniz.Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn